Konu iletişimse “dinleme” mutlaka gündeme gelir. Bana dinlemeyi tanımla deseler, “en basit görünen ve en zor kazanılan iletişim becerisidir” diyebilirim. Dinlemenin, ama tüm dikkatini vererek, yargısız ve yorumsuz dinlemenin gerekliliği, önemi, zorluğu,... başlıkları altında o kadar çok şey söylenebilir ki... Bense kısacık birşeyler yazmak istiyorum.
Dinlemeyi kalitesine göre dört seviyede değerlendirmek bana yeterli geliyor:
1. Duyma : Hiç çaba gerektirmeyen, en yüzeysel dinleme biçimi. Hani o orda konuşurken siz bambaşka düşüncelere dalarsınız ya... İşte o durum.
2. Kendin için dinleme : Karşınızdakini, aklınızda “şimdi bu benim için ne anlam taşıyor” sorusu ile dinlemeniz. Yani ön plana kendinizi aldığınız durum. Gündelik iletişimin büyük bir yüzdesinde ikinci seviye dinlemeye rastlarız.
3. Seçici dinleme : Size söylenenlerin içinde belli sözcükleri arayarak dinlediğiniz durum. Bu dinleme seviyesinde kulağınızı belli anahtar sözcüklere ayarlarsınız ve o anahtar sözcükleri duymayı bekleyerek dinlersiniz. Bu tür dinlemeye çoğunlukla bir iç konuşma da eşlik eder.
4. Kendini vererek dinleme : Kendinizi dışarda tutarak, yargısız ve söylenenlerin gerçek anlamını kavramak için dinleme. Bu seviyede iç konuşma kalmaz ve sezgileriniz keskinleşir. Böyle dinleyebilmek yüksek konsantrasyon gerektirir, zordur, yorucudur...
Ben arada bir kendime “kaçtayım” diye sorarım. Bulgularımı ise burada paylaşmak istemiyorum. Ama uzunca bir süre bu soruyu dahi kendime sormadığımı farkedersem... İşte o zaman kötü.
Gul Ergul 22.10.2007